...
Sivri topuk sesleri giderek yakınlaştı. Karşımda ayakta duranlar, yaklaşan topuk seslerine saygı ile bakıyorlardı.
“Merhaba çocuklar, nasılsınız” dedi bir ses.
Koridorda az önce konuştuğum güzel gözlü hanımın sesi değildi. Rahat, içten, samimi, hafif peltek gibi, sevimli, yavaş konuşan bir sesti bu. Ve bana hiç yabancı değildi.
Çok heyecanlandım. Ayağa kalkıp arkama döndüğümde tam yanımdaydı. Her zamanki gibi çok güzeldi.
Alaysı bir tebessümle,
“Hiç kalkmayacaksınız sanmıştım” dedi.
Benimle konuşuyordu. Cevap verecek gücü bulmaya çalışırken ben, geçti yanımdan. Masanın başında Semih beyin yanındaki koltuğa oturdu. Uzandı mı yoksa koltuğa. Donup kalmıştım. Gözlerimi ondan alamıyordum. Çok mu sıcak olmuştu burası. Terlediğimi hissettim önce. Sonra gözlerim karardı, parmaklarım da bir karıncalanma ...
...
Ayaklarımda bir kaşınma ile uyandım. Tavanda parlak ışıklar, kolumda tansiyon ölçen alet, ayaklarımı yalayan köpek ve başucumda duran ve elindeki ıslak mendille yüzümü silen Sezen Aksu.
“Geçmiş olsun, şimdi iyi misin”
“Sen .... Sen ...”
“Evettt, ben. N’oldu böyle sana. buradayım işte, yanındayım”
“Sen.... Seni çok seviyorum”
“Belli, belli, anlaşılıyor her halinden ne kadar manyak olduğun”
“Çok şükür ki manyağım yeterince” diyebildim zorlukla ve kalkmaya çalıştım yattığım yerden.
Sol eliyle sol bileğimi tuttu, sağ avucuyla göğsüme bastırdı.
“Acele etme, yatıp dinlenmelisin biraz daha”
“Dayanamıyorum artık, şu köpek yalamasın ayaklarımı”
...
Gülüyordu hınzırca yine.
“Sen dua et ona. O olmasaydı zor uyanırdın. Yüzünü ben mi yaladım sanıyorsun sen uyurken”
“Yüzümü de mi yaladı”
“Benim dostumdur o”
“O zaman yalayabilir mi yani. Ben dostuna değil sana aşığım”
“Beni mi istiyorsun sen”
“Seni tanımak istiyorum yani”
“Ulan sen tanımadın mı yoksa beni”
“Tanıdım tabii ki, tanıdım da... daha yakın tanımak istiyorum”
“Bu yürekle mi, daha ilk gördüğünde kaydın gittin”
“Bu yürek, seni asla terk etmeyecek”
“Şair gibi konuştun bak”
“Şair dostlarım var benim”
“Öyle mi, kimmiş onlar”
“Zebercet, Chaotica, Ershazber”
“Ne biçim isim onlar. Duymadım hiç birini. Adam gibi isimleri yok mu bunların”
“Chaotica’nın bir adı olduğunu iddia edenler var.”
“Nereden buldunuz bu manyağı, çok mu aradınız” dedi Semih beye dönüp gülerek.
“Atilla, Thyke, Güldestan, Semay ve Ceyda Sultan da var”
“Tamam işte, bir Sultanımız eksikti onu da bulduk” dedi alaysı ifadesiyle.
Çok sinirlenmişti. Hızla eşyalarını toplamaya başladı. Ben doğruldum yavaşça ve oturdum bir koltuğa. Şaşkın gözlerle onu izliyordum yine.
“Ben çıkıyorum bu projeden. Semih sen iptal et sözleşmeyi” dedi ve kapıya yöneldi.
...
“haylidir
yüzünü görmüyor
sesini duymuyorum
dev bir dalgayla sürükledin kendini
çakılı çok, kumu az sahilimden
bir yengeci parçaladın giderken
taammüden”
...
Tam kapı aralığında durdu. “akıyor duruluğu içimin sözlerimden
eksiksiz ve duraksamadan
vakur bir sevda bırakıyorum eline
en çok aşk deli
ama en iyi ben severim
ressamın fırçasından içime düşen…sen
izlerinde sökün eder
bütün bildiğim romanslar
mistik bir geceyi koynuma alır
sana çağlarım
ve hesapsız…en deli ben severim”
Gitmiyordu. Arkasını da dönmüyordu. Bekliyordu kapı aralığında. Sustum. Ayağa kalktım zorlukla. Altuğ, Ersin ve Semih beyler de şaşkın izliyorlardı beni. Semih beye dönüp
“yaz bre arzuhalci!
kendimden artık istifa ediyorum
orospu bile böyle oynaşmaz
hayatın her an…her saniye
bizimle…aşkla
oynadığınca
kaygısız”
Döndü arkasına. Sivri topuklarıyla geldi yanımda durdu.
“Sen mi yazdın bu dizeleri” dedi
“Şair dostlarım var dedim ya. Ben seni sevmekle meşgulüm”
“Hangi şairler bunlar”
“Çakılı çok, kumu az sahildeki Ceyda Sultan. En deli seven ve kendinden istifa eden Atilla”
“Şu tuhaf isimleri olanlar da yazıyorlar mı”
“Hem de nasıl yazıyorlar”
“Sen de yazıyor musun”
“Ben seni seviyorum ya, yetiyor sevgin bana”
“Bu şair dostlarınla tanışmak isterim”
“Yolcudur onlar”
“Nasıl”
“Şiir Yolcuları”
“Olsun, ben de severim yolculuğu”
“Bizimle şiir yolcusu mu olacaksın”
“Olamaz mıyım”
“Üye olmalısın. Ama önce Semay’a sormalıyım”
“Semay da şair mi”
“Hem şair, hem yönetici, hem de patron”
“Çok akıllı olmalı”
“Bence de”
“Peki, ne zaman çıkıyoruz şiir yolculuğuna”
“Gerçekten istiyorsanız, siz ne zaman isterseniz çıkabiliriz”
Altuğ bey girdi söze.
“Sezen hanım, lütfen birlikte gidelim. Sizin aracın önünde ve arkasında çekim yapan kameralar olacak. Yolda istasyona girip akaryakıt alacaksınız. Akaryakıt dolum sırasında Hüseyin bey bir dize okusun size.”
Sezen bana döndü.
“Var mı dedi reklamı patlatacak etkili bir dize.”
“olur mu olur
kartları hilebaz ellerde karılan bir poker masasında
restleşsem hayatla
hak edilmemiş bir servet kazanmak değil derdim
maziyi sürsem masaya dört as’la
üç aylık beşinci bir mevsim versinler karşılığında
bir mevsim ki
hasretten azade sevdaya adanmış
...”
“Bu dizeler de senindir umarım”
“Ceyda Görk şiiridir bu da. Boşuna mı Ceyda Sultan diyoruz ona.”
Semih beye döndü Sezen.
“Semih, bu dizeleri istiyorum. Bir de şu tuhaf isimli şairleri”
“İlgilenirim Sezen hanım. Şu reklamı bir çekelim hele.”
Hep birlikte çıktık binadan. Sezen’in aracına binerken Altuğ ve Ersin bey geldiler. Kısaca çekilecek reklam filminin senaryosunu anlattılar. Ben özel şoförü oluyordum Sezen Aksu’nun. Yolda akaryakıt almak için bir istasyona girecektim. Akaryakıt dolarken
“Sezen hanım şu depomuzu dolduralım da sizinle şiir yolculuğuna çıkalım” diyecektim.
“Ne şiiri, ne yolculuğu” diyecekti Sezen.
Araç, yeşil bir orman içinde kıvrılan, ıslak ve dar bir yolda ilerleyecekti. Kamera yukarıdan izleyecekti arabayı ve yolun uzayan kıvrımlarını. Bu görüntü üzerine .
"tek ayak üstü cezalarda yaşadım sevdaları
parmak uçlarımda
tırnak diplerimde durur hala
tebeşir tozlu cetvel acılı aşklarım
ben kör ebelerde boş yere yakalandım
yar sillesidir çektiğim
bunaltmadım
bunaldım"
diyecekti Ceyda Sultan.

Komik yazı bitti.
Sezen aşkı sürüyor
Hüseyin Kekiç - 20.11.2007
yüzünü görmüyor
sesini duymuyorum
dev bir dalgayla sürükledin kendini
çakılı çok, kumu az sahilimden
bir yengeci parçaladın giderken
taammüden”
...
Tam kapı aralığında durdu. “akıyor duruluğu içimin sözlerimden
eksiksiz ve duraksamadan
vakur bir sevda bırakıyorum eline
en çok aşk deli
ama en iyi ben severim
ressamın fırçasından içime düşen…sen
izlerinde sökün eder
bütün bildiğim romanslar
mistik bir geceyi koynuma alır
sana çağlarım
ve hesapsız…en deli ben severim”
Gitmiyordu. Arkasını da dönmüyordu. Bekliyordu kapı aralığında. Sustum. Ayağa kalktım zorlukla. Altuğ, Ersin ve Semih beyler de şaşkın izliyorlardı beni. Semih beye dönüp
“yaz bre arzuhalci!
kendimden artık istifa ediyorum
orospu bile böyle oynaşmaz
hayatın her an…her saniye
bizimle…aşkla
oynadığınca
kaygısız”
Döndü arkasına. Sivri topuklarıyla geldi yanımda durdu.
“Sen mi yazdın bu dizeleri” dedi
“Şair dostlarım var dedim ya. Ben seni sevmekle meşgulüm”
“Hangi şairler bunlar”
“Çakılı çok, kumu az sahildeki Ceyda Sultan. En deli seven ve kendinden istifa eden Atilla”
“Şu tuhaf isimleri olanlar da yazıyorlar mı”
“Hem de nasıl yazıyorlar”
“Sen de yazıyor musun”
“Ben seni seviyorum ya, yetiyor sevgin bana”
“Bu şair dostlarınla tanışmak isterim”
“Yolcudur onlar”
“Nasıl”
“Şiir Yolcuları”
“Olsun, ben de severim yolculuğu”
“Bizimle şiir yolcusu mu olacaksın”
“Olamaz mıyım”
“Üye olmalısın. Ama önce Semay’a sormalıyım”
“Semay da şair mi”
“Hem şair, hem yönetici, hem de patron”
“Çok akıllı olmalı”
“Bence de”
“Peki, ne zaman çıkıyoruz şiir yolculuğuna”
“Gerçekten istiyorsanız, siz ne zaman isterseniz çıkabiliriz”
Altuğ bey girdi söze.
“Sezen hanım, lütfen birlikte gidelim. Sizin aracın önünde ve arkasında çekim yapan kameralar olacak. Yolda istasyona girip akaryakıt alacaksınız. Akaryakıt dolum sırasında Hüseyin bey bir dize okusun size.”
Sezen bana döndü.
“Var mı dedi reklamı patlatacak etkili bir dize.”
“olur mu olur
kartları hilebaz ellerde karılan bir poker masasında
restleşsem hayatla
hak edilmemiş bir servet kazanmak değil derdim
maziyi sürsem masaya dört as’la
üç aylık beşinci bir mevsim versinler karşılığında
bir mevsim ki
hasretten azade sevdaya adanmış
...”
“Bu dizeler de senindir umarım”
“Ceyda Görk şiiridir bu da. Boşuna mı Ceyda Sultan diyoruz ona.”
Semih beye döndü Sezen.
“Semih, bu dizeleri istiyorum. Bir de şu tuhaf isimli şairleri”
“İlgilenirim Sezen hanım. Şu reklamı bir çekelim hele.”
Hep birlikte çıktık binadan. Sezen’in aracına binerken Altuğ ve Ersin bey geldiler. Kısaca çekilecek reklam filminin senaryosunu anlattılar. Ben özel şoförü oluyordum Sezen Aksu’nun. Yolda akaryakıt almak için bir istasyona girecektim. Akaryakıt dolarken
“Sezen hanım şu depomuzu dolduralım da sizinle şiir yolculuğuna çıkalım” diyecektim.
“Ne şiiri, ne yolculuğu” diyecekti Sezen.
Araç, yeşil bir orman içinde kıvrılan, ıslak ve dar bir yolda ilerleyecekti. Kamera yukarıdan izleyecekti arabayı ve yolun uzayan kıvrımlarını. Bu görüntü üzerine .
"tek ayak üstü cezalarda yaşadım sevdaları
parmak uçlarımda
tırnak diplerimde durur hala
tebeşir tozlu cetvel acılı aşklarım
ben kör ebelerde boş yere yakalandım
yar sillesidir çektiğim
bunaltmadım
bunaldım"
diyecekti Ceyda Sultan.
Komik yazı bitti.
Sezen aşkı sürüyor
Hüseyin Kekiç - 20.11.2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder