Üç gün sonra yine aradı beni spiker sesli bey.
“Hüseyin bey, iyi günler”
“...”
“Yönetmenimiz ve metin yazarımızla görüşmelerimiz tamamlandı. Cumartesi günü saat onbir otuzda toplantımıza bekliyoruz sizi.”
“...”
Ya gizli kamera şakası ya da siteden arkadaşların bir oyunu olacak diye düşünerek gittim verilen adrese.
Güvenlik için giriş kaydımı yapan görevliye
“Gizli kamera kullanılıyor değil mi” diye sordum
“Tabii ki kullanılıyor ve bütün giriş çıkışlar kayıt ediliyor”
“Bu kayıtları alabilir miyim daha sonra”
“Bu kayıtları yalnızca amirlerimiz izliyor. Başka birine vermemiz mümkün değil efendim”
“Sen beni tanımadın galiba”
“Evet efendim, üzgünüm tanıyamadım” dedi ve ziyaretçi kartını uzatarak
“Bu kartı yakanıza takınız lütfen. Toplantı dördüncü kat dörtyüzüç numaralı odada.”
“Dördüncü kat ve dörtyüzüç numaralı oda mı? ... Kimler olacak toplantıda”
“Bildiğim kadarıyla Ersin bey, Altuğ bey, bir de Semih bey”
“Gülşen hanım, Ceyda hanım, Sebahat hanım olmayacak mı toplantıda”
“Bu saydığınız isimleri tanımıyorum efendim. Ancak, belki daha sonra Sezen hanım katılacak toplantıya”
“Yani Ersh, chao, ve zebercet olacak toplantıda öyle mi”
“Anlamadım, kim geberecek”
...
Neyse konuyu anlamıştım. Bizim yirmiüç ellibeş grubunun bir oyunuydu olanlar. Demek ki Zebercet’in bakire düşler oteliydi bu bina. O meşhur dörtyüzüç numaralı odayı seçmişlerdi bu şaka için.
Yukarıda neler olacağını düşünürken asansör kapısı açıldı. Sarı saçlı, mavi gözlü, orta yaşlı, güler yüzlü bir hanım duruyordu karşımda. Onun çıkmasını beklerken göz göze geldik bir an. Öyle güzeldi ki gözleri, donup kalmıştım ben. O çıkıp asansörden gitmişti. Ben kalmıştım asansör kapısında öylece. Zaman durmuş, aklım tutulmuştu. Ne hangi kata çıkacağımı, ne hangi binada olduğumu ne de bu binada ne için bulunduğumu bilmiyordum artık.
Omzuma çarparak ve adeta beni de sürükleyerek asansöre bindi genç bir bey. Katlara ait düğmelerdeyken parmağı
“Ben üçe çıkıyorum, ya siz” dedi
“...”
Ben kaçıncı kata çıkacağımı bilmiyordum ki. Genç adam tuhaf tuhaf baktı bana. Sonra döndü aynada kıyafetini düzeltti. Asansör üçüncü katta durup genç adam indiğinde, dördüncü kata gideceğimi hatırladım. Kendimi toparladım. Asansör durdu dördüncü katta ve kapı açıldı. Aynı güzel gözler duruyordu karşımda yine. Dudaklarım titreyerek heyecanla
“Ben dördüncü kat, dörtyüzüç numaralı odaya gidecektim” diyebildim zorlukla.
“Dördüncü kat burası” dedi, dudağında hınzır bir tebessümle.
İndim asansörden. Şaşkındım, asansörün kapısı kapandı ve gitti. Oysa ben hâlâ asansörün kapısına bakıyordum. Ne kadar bekledim bilmiyorum. Asansörün kapısı açıldı. Güzel gözlü hanım karşısında şaşkın bakışlarımla görünce beni, hınzırca gülümsedi yine.
“Dörtyüzüç numara, sol koridorda sağdan ikinci oda” dedi ve sağ koridora yöneldi.
Ben de onun arkasından sağ koridora yöneldim. Yüksek topukları granit zeminli koridorda onun yürüdüğünü söylüyordu. Birden durdu, arkasına döndü. Beni görünce arkasında
“Sol koridora gideceksiniz siz, yanlış geliyorsunuz”
“Ben toplantı için gelmiştim”
“Hangi toplantı için”
“Bilmiyorum”
“Bakın burada bir çok toplantı aynı anda yapılıyor. Hangi toplantıya katılacağınızı bilmiyorsanız inip güvenlikten bilgi alınız”
“Ben yirmiüç ellibeş grubunun toplantısına katılacaktım”
Bu dediğime iyice şaşırdı güzel gözlü hanım.
“Kimler olacak bu toplantıda”
“Ershazber, Chaotica ve Zebercet”
“Onlar kim, siz kimsiniz”
“Ben Kekiç, Hüseyin Kekiç. Onlar Ersin bey, Altuğ bey ve Semih bey”
“Biraz önce saydıklarınız kimdi”
“Onların rumuzları”
“Beyefendi siz benimle dalga mı geçiyorsunuz”
“Ben en iyisi dörtyüzüç numaralı odaya geçeyim”
“Karşı koridorda sağdan ikinci oda” dedi kızgın bir ifadeyle ve dönüp gitti.
Kızmak bile çok yakışıyordu ona. Benden hoşlanmış olmalıydı ki giderken başını sallıyordu sağa sola.
Sol koridorda buldum odayı sonunda. İçeri girdiğimde biri kırklı yaşlarda, diğer ikisi daha genç üç yakışıklı bey oturuyordu bir masanın başında.
“Hoş geldiniz Hüseyin bey, biraz geciktiniz” dedi gençlerden biri.
“Asansör bekledim de”
“Buyurun oturun, başlayalım isterseniz” dedi kırklı yaşlarda olan adam.
“Önce tanışalım, hanginiz Ersh, hanginiz Chao” dedim gençlere dönerek.
“Sen Zebercet olmalısın” dedim kırklı yaşlardakine.
Yüzlerinde şaşkın bir ifadeyle üçü de birbirine baktı.
“Ben Altuğ, proje yönetmeniyim” dedi kırklı yaşlarda olan
“Ben Ersin, metin yazarıyım” dedi daha genç olanı
“Ben Semih, Sezen hanımın menajeriyim” dedi en genç olan.
Sessizce oturdum masaya. Bu işte bir karışıklık vardı ya, çıkardı nasılsa birazdan.
“Ceyda mıydı acaba güzel gözlü hanım” diye mırıldandım istemeden.
“Ceyda hanım yok bugün, fırsat olursa Sezen hanım katılacak daha sonra” dedi Altuğ bey.
Kafam çok karışmıştı. Bir yandan sitedeki şair dostları, bir yandan sonsuz aşkım Sezen Aksu’yu görebilmeyi, bir yandan güzel gözlü hanımı düşünüyordum. Bu düşünceler içinde bana kim ne anlattı, neler söyledi farkında bile değildim.
Ben de onlara neler söyledim bilmiyordum. Zaman zaman çok şaşırdılar. Zaman zaman da çok güldüler benim söylediklerime.
Semih beyin telefonu çaldı. Kısa bir süre sonra da arkamda bulunan oda kapısı açıldı. İçeri şirin bir köpek girdi önce. Hızlı adımlarla Semih beyin bacaklarına doğru geldi ve oynamaya başladı köpek. Karşımda oturan üç bey de ayağa kalkmış kapıya doğru bakıyordu. Ben şaşkınlıkla oturduğum yerden köpeğin oyunlarını izliyordum. Sivri topuk sesleri geldi kulağıma. Güzel gözlü hanım geldi diye sevinmeye başladım içimden. Arkama dönmüyor şimdi de ben naz yapıyordum.
“Hüseyin bey, iyi günler”
“...”
“Yönetmenimiz ve metin yazarımızla görüşmelerimiz tamamlandı. Cumartesi günü saat onbir otuzda toplantımıza bekliyoruz sizi.”
“...”
Ya gizli kamera şakası ya da siteden arkadaşların bir oyunu olacak diye düşünerek gittim verilen adrese.
Güvenlik için giriş kaydımı yapan görevliye
“Gizli kamera kullanılıyor değil mi” diye sordum
“Tabii ki kullanılıyor ve bütün giriş çıkışlar kayıt ediliyor”
“Bu kayıtları alabilir miyim daha sonra”
“Bu kayıtları yalnızca amirlerimiz izliyor. Başka birine vermemiz mümkün değil efendim”
“Sen beni tanımadın galiba”
“Evet efendim, üzgünüm tanıyamadım” dedi ve ziyaretçi kartını uzatarak
“Bu kartı yakanıza takınız lütfen. Toplantı dördüncü kat dörtyüzüç numaralı odada.”
“Dördüncü kat ve dörtyüzüç numaralı oda mı? ... Kimler olacak toplantıda”
“Bildiğim kadarıyla Ersin bey, Altuğ bey, bir de Semih bey”
“Gülşen hanım, Ceyda hanım, Sebahat hanım olmayacak mı toplantıda”
“Bu saydığınız isimleri tanımıyorum efendim. Ancak, belki daha sonra Sezen hanım katılacak toplantıya”
“Yani Ersh, chao, ve zebercet olacak toplantıda öyle mi”
“Anlamadım, kim geberecek”
...
Neyse konuyu anlamıştım. Bizim yirmiüç ellibeş grubunun bir oyunuydu olanlar. Demek ki Zebercet’in bakire düşler oteliydi bu bina. O meşhur dörtyüzüç numaralı odayı seçmişlerdi bu şaka için.
Yukarıda neler olacağını düşünürken asansör kapısı açıldı. Sarı saçlı, mavi gözlü, orta yaşlı, güler yüzlü bir hanım duruyordu karşımda. Onun çıkmasını beklerken göz göze geldik bir an. Öyle güzeldi ki gözleri, donup kalmıştım ben. O çıkıp asansörden gitmişti. Ben kalmıştım asansör kapısında öylece. Zaman durmuş, aklım tutulmuştu. Ne hangi kata çıkacağımı, ne hangi binada olduğumu ne de bu binada ne için bulunduğumu bilmiyordum artık.
Omzuma çarparak ve adeta beni de sürükleyerek asansöre bindi genç bir bey. Katlara ait düğmelerdeyken parmağı
“Ben üçe çıkıyorum, ya siz” dedi
“...”
Ben kaçıncı kata çıkacağımı bilmiyordum ki. Genç adam tuhaf tuhaf baktı bana. Sonra döndü aynada kıyafetini düzeltti. Asansör üçüncü katta durup genç adam indiğinde, dördüncü kata gideceğimi hatırladım. Kendimi toparladım. Asansör durdu dördüncü katta ve kapı açıldı. Aynı güzel gözler duruyordu karşımda yine. Dudaklarım titreyerek heyecanla
“Ben dördüncü kat, dörtyüzüç numaralı odaya gidecektim” diyebildim zorlukla.
“Dördüncü kat burası” dedi, dudağında hınzır bir tebessümle.
İndim asansörden. Şaşkındım, asansörün kapısı kapandı ve gitti. Oysa ben hâlâ asansörün kapısına bakıyordum. Ne kadar bekledim bilmiyorum. Asansörün kapısı açıldı. Güzel gözlü hanım karşısında şaşkın bakışlarımla görünce beni, hınzırca gülümsedi yine.
“Dörtyüzüç numara, sol koridorda sağdan ikinci oda” dedi ve sağ koridora yöneldi.
Ben de onun arkasından sağ koridora yöneldim. Yüksek topukları granit zeminli koridorda onun yürüdüğünü söylüyordu. Birden durdu, arkasına döndü. Beni görünce arkasında
“Sol koridora gideceksiniz siz, yanlış geliyorsunuz”
“Ben toplantı için gelmiştim”
“Hangi toplantı için”
“Bilmiyorum”
“Bakın burada bir çok toplantı aynı anda yapılıyor. Hangi toplantıya katılacağınızı bilmiyorsanız inip güvenlikten bilgi alınız”
“Ben yirmiüç ellibeş grubunun toplantısına katılacaktım”
Bu dediğime iyice şaşırdı güzel gözlü hanım.
“Kimler olacak bu toplantıda”
“Ershazber, Chaotica ve Zebercet”
“Onlar kim, siz kimsiniz”
“Ben Kekiç, Hüseyin Kekiç. Onlar Ersin bey, Altuğ bey ve Semih bey”
“Biraz önce saydıklarınız kimdi”
“Onların rumuzları”
“Beyefendi siz benimle dalga mı geçiyorsunuz”
“Ben en iyisi dörtyüzüç numaralı odaya geçeyim”
“Karşı koridorda sağdan ikinci oda” dedi kızgın bir ifadeyle ve dönüp gitti.
Kızmak bile çok yakışıyordu ona. Benden hoşlanmış olmalıydı ki giderken başını sallıyordu sağa sola.
Sol koridorda buldum odayı sonunda. İçeri girdiğimde biri kırklı yaşlarda, diğer ikisi daha genç üç yakışıklı bey oturuyordu bir masanın başında.
“Hoş geldiniz Hüseyin bey, biraz geciktiniz” dedi gençlerden biri.
“Asansör bekledim de”
“Buyurun oturun, başlayalım isterseniz” dedi kırklı yaşlarda olan adam.
“Önce tanışalım, hanginiz Ersh, hanginiz Chao” dedim gençlere dönerek.
“Sen Zebercet olmalısın” dedim kırklı yaşlardakine.
Yüzlerinde şaşkın bir ifadeyle üçü de birbirine baktı.
“Ben Altuğ, proje yönetmeniyim” dedi kırklı yaşlarda olan
“Ben Ersin, metin yazarıyım” dedi daha genç olanı
“Ben Semih, Sezen hanımın menajeriyim” dedi en genç olan.
Sessizce oturdum masaya. Bu işte bir karışıklık vardı ya, çıkardı nasılsa birazdan.
“Ceyda mıydı acaba güzel gözlü hanım” diye mırıldandım istemeden.
“Ceyda hanım yok bugün, fırsat olursa Sezen hanım katılacak daha sonra” dedi Altuğ bey.
Kafam çok karışmıştı. Bir yandan sitedeki şair dostları, bir yandan sonsuz aşkım Sezen Aksu’yu görebilmeyi, bir yandan güzel gözlü hanımı düşünüyordum. Bu düşünceler içinde bana kim ne anlattı, neler söyledi farkında bile değildim.
Ben de onlara neler söyledim bilmiyordum. Zaman zaman çok şaşırdılar. Zaman zaman da çok güldüler benim söylediklerime.
Semih beyin telefonu çaldı. Kısa bir süre sonra da arkamda bulunan oda kapısı açıldı. İçeri şirin bir köpek girdi önce. Hızlı adımlarla Semih beyin bacaklarına doğru geldi ve oynamaya başladı köpek. Karşımda oturan üç bey de ayağa kalkmış kapıya doğru bakıyordu. Ben şaşkınlıkla oturduğum yerden köpeğin oyunlarını izliyordum. Sivri topuk sesleri geldi kulağıma. Güzel gözlü hanım geldi diye sevinmeye başladım içimden. Arkama dönmüyor şimdi de ben naz yapıyordum.
Hüseyin Kekiç
(Devam edecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder