![]() |
Fotoğraf : Baytekin Kara |
AİDİYET SERVETTİR
Merhaba
diyerek başladı konuşmaya ve sustu. Bir süre başı önünde
parmaklarını eğip büktü. Sonra başını kaldırıp benim adım
Sezgin diye devam etti sözlerine.
Yine başını önüne eğip, sustu. Bir süre bekledi. Konuyu anlamak için, iyi bir eğitim almışsın, varlıklı bir ailen de var. Nedir seni bana getiren diye sordum.
Başını kaldırıp, dik dik yüzüme baktı ve evet, varlıklı biriyim diye başladı anlatmaya. Sekiz ay önce annemi öldürdüler benim sokak ortasında. Annemin cenazesi için geldim İstanbul'a. Emniyette, ben üç yaşımdayken trafik kazasında öldü diye bildiğim babamın yeraltı dünyasında ün yapmış Haydar Kara olduğunu, annemin de beni bu yeraltı dünyasından uzak tutmak için kimliğimi değiştirip yurt dışına götürdüğünü, babamın işlerini de yurt dışından takip ettiğini, İstanbul'a gelince de infaz edildiğini öğrendim dedi.
Benim annem dışında ailem yoktu doktor bey diye devam etti sözlerine. Ben yalnızca annemi, babamı değil, kimliğimi, ait olduğum yerimi, yurdumu da kaybettiğimi anladım.
Elini cebine soktu ve bir fotoğraf çıkarıp uzattı bana. Ben fotoğrafa bakarken Sezgin devam etti anlatmaya. Emniyette, bir yakınım olup olmadığını sorunca, bir komiser, bana bir dedem olduğunu ve bir kenar mahalle kahvesini işlettiğini söyledi. Annemin cenazesinden de uzak tuttular beni.
Bir sabah erkenden kahveye girdiğimde dedem olduğunu öğrendiğim bu adam, çay ocağında bardakları yıkıyordu. Bir masaya oturdum, biraz sonra iki bardak çayla yanıma geldi ve hoş geldin genç adam deyip oturdu karşıma. Hoş buldum amca, senin mi bu kahvehane diye sordum. Evet, benim bu fakirhane dedi iç çekerek. Yorucu olmuyor mu bu yaşta bu işler senin için dedim. Yoruluyorum tabi ama ne yapayım ekmeğim de bu ocakta kaynıyor işte diye anlatıyordu elini sallayarak. Yok mu çoluk, çocuk amca diye sorunca eli, parmakları havada dondu kaldı adeta. Bana kederli bir yüz ifadesiyle baktı ve aslan gibi bir oğlum vardı benim. Kahpe bir pusu kurup öldürdüler 25 yıl önce dedi. Sonra havada kalan eliyle başındaki beresini çıkardı. Elinin tersiyle alnındaki teri sildi ve parmak ucuyla çay bardağında daireler çizerek devam etti anlatmaya. Annesi de oğlunun yokluğuna dayanamadı ve kısa süre sonra beni yalnız bırakıp gitti. Üç yaşında bir torunum vardı ama annesi alıp torunumu kayboldu ortadan. Yıllarca torunumu aradım ama bulamadım derken boş bardakları alıp kalktı masadan.
Sonraki günlerde sık sık gittim o kahveye doktorum dedi. Neydi seni sık sık o kahveye götüren duygu diye sordum ona.
Birine, bir aileye, bir şehire, bir ülkeye ait olma duygusuydu elbette dedi.
Aidiyet dedim ve sordum, peki dedim dedeni alıp o kahveden varlıklı bu hayatını onunla neden paylaşmıyorsun?
Aradığın torunun benim demek için günlerce gittim o kahveye dedi ve terlemeye başladı karşımda. Bir bardak su verdim, elleri titreyerek aldı bardağı ve suyu üzerine dökerek bir yudum içip bardağı önündeki sehpaya bıraktı.
Her gidişimde sohbetler ettim ve geçen ay bir sohbetin ortasında dedem dedim ona. Sarıldık, ağladık birlikte. Haydi bırak bu kahveyi gidelim bir aile olalım birlikte dedim.
Ben buraya aitim yavrum. Seni buldum ya başka da bir şey istemem dedi.
Ertesi gün onu alıp götürmeye gittiğimde kahve kapalıydı ve camına asılan bir kağıtta mahallemizin Rıza abisi dün gece kalp krizi nedeniyle vefat etti yazıyordu.
Bana söyler misin doktor, ben kime ve nereye ait olacağım şimdi?
Fotoğraf : Baytekin Kara
Öykü : Hüseyin Kekiç
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder