Çok fazla eşya almayacaktım. Eskilerden bir şey olmasın istiyordum yanımda. Bir iki çift çorap, iç çamaşırı koydum spor çantama. Daha fazlası yük olacaktı bana. Nasılsa alırdım gittiğim yerde yenilerini. Bir an önce çıkmalıydım yola. Bu anı yıllardır bekliyordum. Alıp başımı gitmek hayaliyle yıllar geçmişti hayatımda. İş, güç, çocukların büyümesi, eğitimleri derken kalmıştım işte bu büyük şehirde.
İşim bitmişti artık, emekliydim iki yıldır. Aldığım emekli tazminatımla çocukları da evlendirmiştik. Artık gidebilirdik. Ege’de bir sahil kasabasında yeni ve sade bir hayat bizi bekliyor olmalıydı. Eşimle birlikte kurmuştuk bu hayalleri. Yıllardır bu günü birlikte beklemiştik. Tam gidebileceğiz derken, eşim doğmak üzere olan torununu sevmeyi ve onunla ilgilenmeyi seçmiş ve benim gitmeme razı olmuştu. Çocuklarım yıllardır kurduğum hayalimi bildiklerinden uygun bulmuşlardı gitmemi.
Bana söylemiyorlardı ama sanıyorum gitsin dolaşsın biraz, nasılsa yapamaz, yalnız kalamaz ve bir kaç gün, en fazla on gün sonra döner gelir diye düşünüyorlardı. Bir elveda durumu olsun istememiştim. Eşim kızımıza gitmişti. Bir kaç küçük eşyamı alıp sessizce gidecektim bu kasvetli şehirden.
Spor çantamı kapattım. Şöyle odama, evimin bütün bölümlerine son kez baktım. Mutfakta bir bardak su doldurdum. Bardağı ağzıma götürdüğümde telefonun zili çalmaya başladı. Bizimkilerdir ve beni vazgeçirmek isteyecekler diye düşündüm. Suyumu içtim, bardağı mutfak tezgâhına bıraktım ve çantamı alıp kapıya yöneldim. Telefonun zili ısrarla çalmaya devam ediyordu. Ayakkabılarımı giydim, elimi dış kapının koluna attığımda kapı zili çaldı bu kez. Sol yanımda sehpa üzerindeki telefonun zili ile sağ tarafımdaki duvarda kapının zili aynı anda çalıyordu. İki ses de umurumda değildi. Ben gitme kararı almıştım. Eşimi ve çocuklarımı zorlukla ikna etmiştim. Kimse beni bu kararımdan çeviremeyecekti.
Kapıyı açtım, elimde küçük spor çantamla merdivenlerden indim. Apartman kapısına geldiğimde, boyu dairemizin zil butonuna zorlukla yetişen sekiz yaşındaki yeğenimi gördüm. Ağlıyordu yeğenim. Beni görünce heyecanlandı. Apartman kapısını açar açmaz kollarını açıp boynuma sarıldı.
“Amca, ben artık sizde kalıcam” dedi hıçkırarak.
“N’oldu yavrum, hayırdır, niye ağlıyorsun?”
“Babamla kavga ettik amca. Ben de eşyalarımı topladım ve size geldim.”
Apartman girişindeki sahanlık mermerinde küçük çantasını gördüm. Kucağımdan indirdim, gözyaşlarını sildim, yanaklarından öptüm.
“Bak yavrum, yengen evde yok. Benim de biraz işim var, gitmem gerekiyor. Gel seni şimdi eve bırakayım. Dönüşte uğrar alırım seni. Bu gece bizde kalırsın. Birlikte yatarız. Ama şimdi gitmeliyim ben.”
Parmaklarını sonuna kadar açmış, elini sallayarak konuşuyordu.
“Ben gitmem artık o adamın evine.”
“Dövdü mü yoksa seni baban?”
“Tam vuracaktı bağırdım, amcama söylersem görürsün dedim.”
“Öyle deyince vurmadı mı?”
“Vursun erkekse...”
Kardeşimin oturduğu sitenin hemen yanındaki siteye yakın zamanda taşınmıştık. Yeğenimin çantasını aldım mermerden. Sol elimle elinden tuttum. Sağ elimde iki spor çanta, kardeşimin evine doğru yürümeye başladım. Niyetim çocuğu evine bırakıp yoluma devam etmekti. Sitelerinin ana girişine yöneldiğimizi görünce
“Amca, ben o eve gitmem artık.” dedi yine.
Elimden kurtulup sitenin bahçe duvarına oturdu sinirle. Arkadaşları sitenin bahçesinde top oynuyorlardı. Maça çağırdılar onu. Yine parmaklarını açmış sallıyordu elini.
“Oynamıyorum oğlum, ben artık bu sitede oturmayacam. Amcamın sitesinde kalıcam.”
Çocuklar topun peşinde koşuyorlardı. O da dikkatle izliyordu onları.
“Bak oğlum, sen burada otur biraz. Ben yukarı çıkıp senin eşyalarını alıp geleyim. Ama sakın buradan bir yere gitme tamam mı?”
“Tamam amca, ben seni burada bekliyorum.”
Apartman kapısına yaklaştığımda da arkamdan seslendi.
“Amca, futbol topumu da al, unutma.”
Güldüm onun bu haline. Asansör beklerken de kendi halime gülmeye başladım.
Kardeşim sinirle balkonda sigara içiyordu. Elimde çantayla içeri girdiğimi görünce sigarayı söndürüp salona geldi.
“Hayırdır, yine kapışmışsınız?”
“Ya abi, bıktım ben bu çocuktan.”
“N’oldu ya size? O da senden bıkmış.”
“Evin içinde top oynuyordu, oğlum gürültü yapma, alt katta komşular rahatsız oluyor dedim. Annesi de topunu alıp sakladı.”
“Eeeeee”
“Eeee si işte o. Annesine saldırıp tekmeler atmaya başladı. Ben de uslu dur, anneni rahat bırak diye bağırdım biraz.”
“Vurdun mu yoksa?”
“Valla çok sinirlendim. Vurmamak için zor tuttum kendimi.”
“...”
“Gitmiş, odasında çantasını toplamış geldi. Ben amcamlara gidiyorum. Artık orada kalıcam. Siz de yüzümü görmeyeceksiniz dedi.”
“Gitme oğlum demedin mi?”
“Annesi amcanları rahatsız etme oğlum, onlar evde yok galiba dedi.”
“Çıkıp geldi ama!”
“Döndü annesine ve bana, amcam benim için geldi herhalde bu siteye dedi ve çıktı”
“Nasıl?”
“İşte öyle abi, siz bu siteye taşındığınızdan beri böyle bu çocuk. Ne desek ben amcamlara giderim deyip bizi tehdit ediyor. Amcam var nasılsa diyor, anlayacağın sana çok güveniyor abi.”
Evet, yeğenim haklıydı. Yakın zaman önce hemen bitişiğindeki siteye taşınırken çok sevinmiş ve
“Babamla kavga edersem size gelirim.” demişti bana. Ben de ona
“Ben buraya senin için taşındım oğlum, merak etme.” demiştim.
Bana güvenmiş evini terk etmişti yeğenim. Oysa ben, alıp başımı gitme kararımı alırken eşimi ve çocuklarımı ikna etmem yeter diye düşünmüş, yeğenimi hesaba katmamıştım.
Kardeşimle birlikte arka odaya geçtik. Tül perdenin arkasından aşağıya baktık. Başı önünde oturuyordu duvarın üstünde. Arkadaşları top oynamaya devam ediyorlardı. Bir yandan topu izliyor bir yandan da başını kaldırıp evin camına bakıyordu. O cama doğru baktıkça biz geri çekiliyor görünmemeye çalışıyorduk ona. Öyle çaresiz beni bekliyordu.
Annesi mahzun haline dayanamamış ağlıyordu.
“Ben gidip misafirimi eve götüreyim.” dedim.
Hep birlikte gülüştük. Elimde onun çantasının yanındaki benim spor çantamı fark ettiler kapıdan çıkarken.
“Abi, o çantada ne var. Yoksa bir yere mi gidecektin?”
“Yok yahu, ne gitmesi. Baksana yeğenim aşağıda beni bekliyor.”
Hüseyin Kekiç - 16.12.2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder